6 Kasım 2016 Pazar

15_2015-03-09-KONYA KARATAY'DA BİR İHO-DA YİNE 6-B.SINIFINDA ANORMAL SINIF ORTAMI; 09.03.2015

                                                                                                                              9 MART 2015
DİKKAT! AÇIKLAMA: Bu video, You Tube Sitesinde halka açık değildir, “Liste Dışı” türünde kaydedilmiştir. Sadece devletin ilgili uzmanlarının ve sistemin iyileştirilmesi için yetkililerin belirtilen adresi girerek incelemesi içindir. Selamlar. 30.11.2016
(Video Yayın Türü: Liste Dışı) 
 https://youtu.be/mmV3_WeNx4c 


Öğrenmeye ilgisiz, öğretmene saygısız öğrencilere etkili disiplin işlemi uygulanmazsa iyi insan yetişmez! Öğretmenlere "öğrenciye dokunma, vurma!" deniyor, okullar da etkili bir disiplin işlemi yapmadığında veya yapamadığında ortaya vurdumduymaz, haylaz,saygısız,  cahil bir toplum çıkıyor!...Acilen önlem alınması gerekiyor!

14_2015-03-02-KONYA KARATAY'DA BİR 6.SINIFTA ÖĞRENCİLİKLE İLGİSİ OLMAYAN ÖĞRENCİLER...02.03.2015

       DİKKAT! AÇIKLAMA: Bu video, "Blog" içinde yayınlanmıştır. Sadece devletin ilgili uzmanlarının ve sistemin iyileştirilmesi için yetkililerin belirtilen adresi girerek incelemesi içindir. Selamlar. 30.11.2016 

KONYA KARATAY'DA BİR İMAM HATİP ORTAOKULUNDA TAMAMEN ZAYIF, DERSE İLGİSİ OLMAYAN YARAMAZLARIN BULUNDUĞU SINIF...GERÇEKLERİ GÖRMEK İSTEYENLERE HATIRA OLSUN!... 




13_2015-02-16-KONYA KARATAY'DA BİR 7.SINIFTA ÖĞRENCİLERİN DERSE İLGİSİZLİĞİ



ÖĞRENMEYE İLGİSİZLİK, GEVEZELİK VE DİKKAT EKSİKLİĞİ ASRIMIZIN YAYGIN HASTALIĞIDIR....
DİKKAT! AÇIKLAMA: Bu video, You Tube Sitesinde halka açık değildir, “Liste Dışı” türünde kaydedilmiştir. Sadece devletin ilgili uzmanlarının ve sistemin iyileştirilmesi için yetkililerin belirtilen adresi girerek incelemesi içindir. Selamlar. 30.11.2016 

      


12_BÜTÜN ÖĞRENCİLERİN DİKKATİNE!! 01.04.2014



OKUL KURALLARI, TRAFİK KURALLARI GİBİDİR; UYMAYANLARIN HAYAT ARAÇLARI GELECEKTE KAZAYLA MAHVOLACAKTIR!

*Okula ve derse hazırlıklı gelmek, akıllı ve tedbirli bir öğrencinin işidir.
*Orta okul ve lisede öğrenim, hayat yolculuğunda bir köprüdür; dürüst ve çalışkan olan karşıya geçer, tembel veya kötü alışkanlıklarla hasta olanlar karşıya geçemez!
*Son yıllarda gençlik arasında kitap-defter taşımayı,kaplamayı,etiket yapıştırmayı basit gören batıl bir gelenek yaygındır; insan niye elbise giyiyorsa, çanta niye imal ediliyorsa kitap ,defter de öyle korunmalıdır! Değerli bir hazine gibi sevilmelidir!
*Lise öğrenimi mecbur olsa da hangi lisede okunacağı öğrenci ve aile tercihi olduğundan bu görevi gayretle ve onurlu bir şekilde bitirmek gençlerin şeref meselesi olmalıdır!
*Bazı derslere ilginin az olması veya onların zor olması tamamen dışlanmasını veya dersin dinlenmemesini gerektirmez! Bu acı ilaca benzer; tedavi için zor olsa da alınacaktır! Kitap öğrenciyi yolun dışına tekmelememeli; öğrenci kitabı içine yutmalı, bünyesini güçlendirmeli!
* Sınıfta uygun oturma düzeni ayarlandıktan sonra yaramaz bir çocuk gibi sürekli yer değiştirmemeli; lokantalara, kafeteryalara bakın; müşteriler, burayı beğenmedim diye ellerinde tabaklarla, çay fincanlarıyla devamlı yer değiştiriyorlar mı? Bu huzuru bozar!
*Dersler, sakin ve dikkatle izlenirse insan bilgileri algılar ve hafızasına kaydeder. Öğrenci başka şeylerle uğraşırsa, pencereleri ve kapısı kapalı, ışık ve temiz hava girmeyen eve benzer. İlim,kayıp bir hazinedir,insan bulduğunu almalıdır!
*Devamlı konuşmak yani gevezelik Hz.Muhammed a.s. tarafından kınanmıştır ve yüksek sesle konuşmak ta kötü bir huydur! Bu alışkanlıkları bırakmak, insanı birçok zarardan kurtarır! Sınıfın bilgili ve başarılı olması için sakin ve huzurlu bir ortam şarttır!
*Ders sırasında insanları güldürmek, eğlendirmek amacıyla ortalığa laf atmak, arkadaşlarla tartışmak, lüzumsuz şeyler sormak yanlıştır! Bu tür şeyler, sınıfın huzurunu bozmak ve dinlemek isteyenlerin hakkını ihlal etmektir!
*Yine ne sebeple olursa olsun sövme türünde sözler, çirkin hareketler, alay, dalga geçme, kişilik haklarına saldırıdır ve cezai işlem gerektirir; edepli kişiler bunlardan sakınır!
* Öğrenmeye meraklı, çalışkan olmak ve diğer insanlara anlayışlı, saygılı, yardımsever davranmak, okul hayatının sağlıklı,huzurlu ve başarılı geçmesini sağlar!

                                                        

11_OKULLARIN GÜÇLÜ VE ZAYIF YÖNLERİ; Mart 2012


       
            GÜÇLÜ YÖNLER:

*Okulun güçlü, tecrübeli, bilinçli, mevzuata hakim bir yönetici ve eğitimci kadrosunun olması
*Öğretmenler arası iyi ilişkilerin ve koordinasyonun olması, eğitim kadrosunun tecrübeli, özverili ve güçlü olması
*Tartışma,kavga,şikayet ve olay durumlarında ilgililerin adaletli davranması.
*Öğrencilerin çoğunun öğrenmeye meraklı olması.
*Öğrencilerin çoğunun insan haklarına saygılı ve terbiyeli olması.
*Öğrencilerin çoğunun çalışkan olması.
* Sosyal çalışmalarda faal olma ve dayanışma
* Yeterli öğretmen olması, öğretmen açığının olmaması
• Isıtma, aydınlanma, su probleminin olmaması
• Eğitimin disiplinli, düzenli bir biçimde sürmesi
• Yönetim, öğretmen, öğrenci, veli, yerel yönetim ve çalışan ilişkisinin olumlu olması
• Okulun merkezi bir yerde bulunması, ulaşımın rahat olması
• İl ve ilçe çapındaki etkinliklerde okulun genellikle temsilci olarak sürekli görev yapması
• Fiziki donanımın yeterli olması
• Bilgisayar sınıfı olması
• İdarecilerin veli, öğretmen ve öğrencileri sahiplenmesi
• Belirli gün ve haftaların özenli ve güzel kutlanması
• Kurulan ekiplerin güzel çalışması
• Birlik beraberlik ruhu olması
• Toplu halde harekete ve sosyal kurallara uyması
• Bayram kutlamaları ve sosyal çalışmaların yeterli olması
• Okulun, bahçenin ve sınıfların temiz olması
• Kütüphane, laboratuar, BTS olması
• Bahçesinin geniş olması
• Okulun daha iyi ve başarılı olmak için çaba göstermesi
• Okuma yazma bilmeyen yetişkinler için kurs açılması
• Öğretmenlerin genç olması
• Yeterli sayıda televizyon olması, projeksiyon aleti ve fotokopi makinesi olması
• Katıldığı faaliyetlerde başarılı olması
• Sınıf mevcutlarının fazla olmaması
• Kermes, gezi, tiyatro gibi etkinliklere önem vermesi
• Öğretmenlerin anlayışlılığı, çocuklarla yakından ilgilenmesi, iyi ders anlatması
• Güvenlik sorununun olmaması
• Tam kadro çalışması
• İdarecilerin velilere karşı gösterdiği sabır
• Gelir ve giderin ayarlanması
• Yardıma ihtiyacı olanlara yardım edilmesi
• Hastane ve sağlık ocağının yakın olması.
• Okul kantininin olması.
*Diğer olumlu özellikler...

                           ZAYIF YÖNLER
* Veli, öğrenci ve çevrenin sosyo - ekonomik ve eğitim düzeyinin düşük olması
*Öğrencilerin önemli hata ve suçu birkaç kez tekrar ettiğinde disiplin cezasının uygulanmaması.
*Okul idaresinin görev dağılımında bazı öğretmenlere iyi sınıflar, bazı öğretmenlere zayıf sınıfları verip adaletli dağıtmaması.
* Okul binası ve fiziksel şartların yetersizliği
*Tartışma,kavga,şikayet ve olay durumlarında ilgililerin taraftar ve zalimce davranması.
*Öğrencilerin çoğunun öğrenmeye ilgisiz olması.
*Öğrencilerin çoğunun ahlaken birçok olumsuz davranışlarının olması.
*Öğrencilerin çoğunun tembel olması.

* Derslik sayısının az olması ve bazı sınıfların kalabalık olması.
*Bazı öğrencilerin hak etmeden sınıf geçtiği için bir üst sınıfın derslerini anlamada çok zorlanması, takip edememesi.  
* Güvenlik elemanının olmaması
* Ailenin öğrenciyle ilgilenmemesi, onu takip etmemesi
*Velilerin okula karşı olumsuz tutumu ve bunun öğrencide görülmesi
* Bazı branşlarda kadro eksikliği
*Etkinlik gerçekleştirilmesindeki donanımının yetersizliği
*Öğretmenler odasının küçük olması çalışma ortamı sağlamaması.
*Öğretmenlerin sınıflarda oturdukları sandalyelerin kemik gibi tahtadan olması. Sebebi şuymuş: “Öğretmenler fazla oturmasın; devamlı hareketli ders anlatsın, dolaşsın!” düşüncesi. Öğretmen hiç hasta olmamalı mı, yorulmamalı mı, yaşlanmamalı mı!? Kurumlarda diğer makam sahiplerinin de, binayı dolaşması, kontrol etmesi, hizmetlileri ve personeli kontrol etmesi, yangın söndürücüleri, elektrik sistemini vb. kontrol etmesi gerektiği halde onların koltukları son model ve rahat! İşte sınıf farkı ve kötü bakış açısı!

* Nöbet günlerinin fazla olması ve öğretmenlerin yeterli performans gösterememesi
* Spor salonu, toplantı salonu, satranç odası, resim odası, müzik odası… Vb. olmaması
* Okulun bulunduğu ortam, okulun anayola yakın bulunması
* Bazı öğrencilerin birbirlerine karşı saygısızlığı.
*Okul idaresinin okulun başarı seviyesini yüksek göstermek için öğretmenlere baskı yapması.
*Sınıflara sınav sorularını veren bazı öğretmenleri görmezden gelip hırsızlığı ve sahtekarlığı körüklemesi.
*Etkinlik ve faaliyetlerin eksikliği
* Hizmetlilerin azlığı
* Yardımsever insanların az bağış yapması
*Laboratuarın küçük olması
* Fakir öğrencilerin çok oluşu
* Velilerin okula ilgisizliği
* Öğrencilerin tuvaletleri temiz kullanmaması
* Öğrencilerin karmaşık ailelerden (Parçalanmış aile) gelmeleri
* Bazı sınıfların güneş görmemesi, zeminin altında olması
*Ve diğer sorunlar...          


10_BAŞARIPEREST İNSANLAR VE FREDDİE’NİN ‘MALUM’ KABUSLARI, Melda PEKCAN, 03.12.2011



                                                                                                                                                                                                                                            3 Aralık 2011

           Geçen yıllarda ortalığı kasıp kavuran ‘Freddie’nin Kâbusları’ serisinin, unutamadığım bir sahnesi vardır…

Korkunç Freddie, gecenin zifirî karanlığında, yatağında mışıl mışıl uyuyan genç bir kızın rüyasına usulca girer ve normal şartlarda kulak reseptörlerinin algılayamayacağı düzeydeki sesleri bile çok yüksek volumlü hâle getirerek genç kıza inanılmaz eziyetler çektirir.
Örneğin Freddie’nin yere attığı bir toplu iğnenin, zemine temas ettiği anda çıkardığı ses o kadar gürültü çıkarır ki kulak zarının patlayacağını zanneden genç kız, çektiği acılara dayanamaz, yerinde duramaz, her iki kulağını birden elleriyle kapatarak kıvranmaya başlar.
Bir sonraki sahnede ise yüzündeki müstehzi ifadeyle yine Freddie ekranda belirir. Elinde bir cisim taşımaktadır. Uzak çekimde, ne olduğu belli olmayan cisme, kamera hareketiyle yaklaşıldıkça, kâse dolusu toplu iğne ekrana gelir.
Hayret! Bu sefer Freddie, şefkat dolu gözlerle genç kıza bakmaktadır. Birkaç saniye sonrasında Freddie’nin yüzündeki sahte ifadenin nedeni anlaşılır.
Kamera, toplu iğnelere doğru yönelirken… Eyvah! Freddie, elindeki kâseyi, yavaşça aşağıya doğru çevirmeye başlar, slow motion’la toplu iğnelerin teker teker düşüşü görülür ve zavallı genç kızın yüzündeki acıklı ifadenin üstüne kocaman harflerle ekrana ‘The End’ yazısı gelir!
Ne kadar korkunç değil mi?
Filmi izlerken kendimi o denli kaptırmışım ki yere düşen toplu iğnelerin çıkaracağı sesten ürküp odadan kaçtığım gibi saatlerce içeri giremedim.
Üstelik günlerce düşündüm durdum; ya kulaklarımız, bir toplu iğnenin dahi çıkaracağı sese duyarlı hâle gelse, hâlimiz nice olur bizim?
Aslında oluyor!
Gerçek hayatta da toplu iğne misali önemsemediğimiz olaylar, gün geliyor, psikolojik şiddet jelatinine sarılarak karşımıza dikiliveriyor.
Örneğin, bize büyük sıkıntılar çektiren insanların adlarının yanımızda telaffuz edilmesine katlanamadığımız dönemler yaşıyoruz, zaman zaman.
Ya da alelade bir kelimenin hatırlattığı olay, tabiri caizse cinleri tepemize çıkarıyor, öfke nöbetleri geçirmemize sebebiyet veriyor.
Bazen bu durum gelip geçiyor, bazen de hiç beklenmediği kadar kalıcı olabiliyor.
Vee ben de… Son dönemlerde… Kâbusları aratmayacak nitelikte ızdıraplar çekiyorum ‘başarı’ kelimesini duyduğum zaman.
            Geceleri uyuyamayanların, duvarda asılı duran saatin saniye başı çıkardığı ‘Tık, tık, tık!’ sesine gösterdiği obsesyonun aynısını yaşıyorum. 
  
            Dört bir yandan ‘Başarı, başarı ve yine başarı!’ sesi kulağıma fısıldanıyor, nereye gitsem takip devam ediyor…
            Gazetelerde, dergilerde başarılı insanların hikâyeleri manşetten duyurulurken nedense sıradan insanlara dair önemli haberler, incecik sütunların arasında kaybolup gidiyor.
Televizyon programlarındaki yarışmacıların gözünü hırs bürümüş, hepsi de kazanmak uğruna ruh ve beden sağlıklarını tehlikeye atıyor.
‘Okul sınavları’ deseniz… Zaten başlı başına bir olay! Henüz oyun çağındaki çocuklara sırtlanan yük, her sene daha da ağırlaşıyor.
            Başarıperest insanlar, artık aşmışlar! Şayet beyne takılan bir çiple, başarıya giden yolun tarifi mümkün kılınsa her ne pahasına olursa olsun; ne kadar para tutarsa tutsun, koşa koşa gider beyinlerine üçer beşer tane taktırırlar. Onların zihniyetinin izahında, Makyavelizm falan masum kalır. 
  
            Çok yazık! Nasıl bir toplum olduk, neden bu hâle geldik bilmiyorum.
            Bilen varsa, acilen bana yazmasını rica ediyorum. 

Melda PEKCAN,

09_X DOSYA...2001--2010


BEKLEMEDE...

08_AİLEDE UYULMASI GEREKLİ ÖNEMLİ KURALLAR; 31.12.2010



AİLEDE UYULMASI GEREKLİ ÖNEMLİ KURALLAR

1.   Sabah uyandığımızda elimizi,yüzümüzü yıkayıp kişisel temizliğimizi yapmalıyız.
2.   Uyandıktan sonra yatağımızı, battaniyemizi toplamalıyız.
3.   Pijamamızı, gecelik elbisemizi değiştirip dolaba koymalıyız.Çıkarttığımız  diğer elbiseleri de etrafa atmamalıyız.
4.   Perdeleri açmalıyız.
5.   Yetişkinler ve gençler sabah namazını kılarak güne başlamalı,dua etmelidir.
6.   Günlük işlerin planını yapmalıyız.
7.   Evde anne,babanın ve diğerlerinin odasına izinsiz girmemelidir.
8.   Genç kız ve erkek kardeşler 13 yaşından sonra aynı odada yatmamalıdır.
9.   Ailede anne baba veya birisi diğerine seslendiğinde, “Efendim, buyur!” diyerek cevap vermelidir. Hemen bırakılmayacak bir işte isek, “Birazdan geliyorum!” diyerek yanıtlamalıdır.
10.    Allerji yapmadıktan, dokunmadıktan sonra hiçbir yemeği ‘Hoşlanmıyorum!” diyerek yememezlik yapmamalı. Her gıdanın sağlık için ayrı bir önemi ve faydası vardır.
11.              Sofrada ekmeği, yemeği,meşrubatı yarım bırakıp                       kalkmamalı;önümüzden yeyip her şeyin iyisini seçmeye               çalışmamalıyız.  
12.       Sabah ve akşam dişlerimizi fırçalamalıyız.
13.       Evde aldığımız,kullandığımız bir eşyayı işi bitince yerine 
        koymalıyız.
14.                    Kazayla, istemeyerek bir eşya, malzeme kırılır, bozulursa          bunu  saklamamalıyız, ebeveyne (anne-babaya) bildirmeliyiz.
15.                    Erken kalkabilmek için saat 22:00’de yatmalıyız.
16.                    Evde yüksek sesle bağırarak konuşmamalıyız.
17.                    Kapı zili çaldığında tanımadığımız yabancılara veya                 şüphelilere kapıyı açmamalıyız.
18.                    Çocuklar da ev işlerinde anne-babaya yardım etmelidir.               Onların da desteğine ihtiyaç vardır.

19.                    Evde odaları, dolapları düzenli tutmalıyız.
20.                    İki veya daha çok kişi konuşurken izinsiz,konuşması                bitmeden araya girmemeliyiz.
21.                    Evdeki ilaçları, zararlı veya zehirli maddeleri çocukların    
        ulaşamayacağı bir yere veya yüksek yere koymalıdır.
22.            Evdeki özel veya kilitli dolapları, çantaları                                karıştırmamalıyız.
23.                    Evde yangın söndürücü,ilk yardım çantası ve acilen gerekli         olabilecek diğer malzemeleri bulundurmalıyız.
24.                    Anne babadan izinsiz eve kimseyi almamalı, anne-babaya          da  haber vermeden çıkmamalıyız.
25.                    Dışarı çıkarken, seyahate giderken evde ocağı,şofbeni,                  çamaşır  makinesi ve diğer elektrikli çalışan makineleri açık  
          bırakmamalıyız.
26.       Öğrenci olsun, yetişkin olsun herkes evde 2 saatini                          okumaya,öğrenmeye ayırmalıdır.
27.       Hangi mevsim olursa olsun, evi en az yarım saat
             havalandırmalıdır.
28.                    Apartmanlarda ve toplu yaşanılan yerlerde                                 radyo,televizyon, müzik seti, bilgisayar vb. cihazların sesini       çok yüksek açmamalıyız.
29.                    Aile bireyleri olarak herkes birbiriyle ilgilenmeli ve birbirine      karşı  sorumluluğunu yerine getirmelidir.
30.                    İnsan yetiştirmede ve gelişiminde esas amaç, gösterişli bir            meslek  sahibi, zengin,güzel  veya ünlü olmak değil,                   sağlıklı, güzel ahlak  sahibi, inançlı, helal kazançlı bir iş            sahibi, iyiliksever ve yardımsever erdemli bir insan olmaktır.
                                                  
                                             Hazırlayan: Memduh ÖZCAN,

                                                           Yayın ve İletişim Kulübü

07_SINIF BAŞKANI KIZLARIN DRAMI_GÜRÜLTÜCÜ SINIFLAR; 07.03.2010


BURSA ORHANGAZİ İLÇESİNDE 2010 YILINDA İLKOKUL 3.SINIFTA SINIF BAŞKANI VE YARDIMCISININ KENDİLERİNİ DİNLEMEYEN SINIFTA ÇEKTİĞİ ÇİLENİN VİDEOSU...

                (YARDIMCI GİZEM BANYODAKİ ŞOFBENDEN ÇIKAN GAZDAN DOLAYI ABLASIYLA ZEHİRLENEREK VEFAT ETMİŞTİR, ALLAH RAHMET EYLESİN! SEVDİKLERİYLE CENNETTE BULUŞTURSUN! )
                

06_OKUMAK, ÖĞRENMEK, SEVİNÇLİ BİR YOLCULUKTUR! 22.04.2009




 OKUMAK, ÖĞRENMEK, SEVİNÇLİ BİR
                                  YOLCULUKTUR
Okumak, öğrenmek ne güzel bir sevinçtir !
Çoğu zaman masrafsız bir mutluluktur.
Okudukça ilginç ülkelere yolculuk yapılır,
Masallarda bulutlar üzerinde uçulur !
*        *        *        *        *
Öğrendikçe hayatın değeri keşfedilir,
İnsan olmanın onuru hissedilir.
Öğrenmek, hayatı sağlıklı ve doğru yaşamayı,
Sağlayan harika bir iştir !
*        *        *        *        *
Okumayı, öğrenmeyi ve kitapları sevmek,
Sanki meraklarımı gideren ve beni gezdiren,
Sevimli tonton bir dededir,
Aynı zamanda sevinç ve kederimi paylaşan.
*        *        *        *        *
Öğrenme heyecanı, sanki lunaparkta eğlencedir.
Her öğrenme ve keşif, ayrı bir heyecandır.
Öğrenmek ulaşım araçlarıyla evrende yolculuktur;
Denizde gemi, karada otobüs, gökte uçakla bir coşkudur !

Memduh ÖZCAN; Öğretmen
24.11.2011
NOT: 23 Nisan 2009 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle bu şiir çocuklara armağanımdır !

E-posta adresi :memduh .Ozcan@diplomats.com 

05_ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU; 23.01.2009



                      23 Ocak 2009 Cuma

            Yrd. Doç. Dr. Işık Görker, dikkat eksikliği sorunu olanların, ayrıntılara dikkat etmede zorluk yaşadıklarını veya okul, iş ve diğer etkinliklerde dikkatsizce hatalar yaptığını belirterek, erkek çocuklarda, kız çocuklarına oranla dikkat bozukluğu ve hiperaktivite bozukluğunun daha sık görüldüğünü söyledi.

            Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Işık Görker, "Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukuluğu" konusunda bilgiler verdi. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun temel belirtileri, nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Görker, Trakya Bölgesi`nde dikkat eksikliği ve hiperaktivite vakalarının sıkça rastlandığını, erkek çocuklarda kız çocuklarına oranla 2.5 kat daha fazla görüldüğünü söyledi. Dikkat eksikliği sorunu olanların, ayrıntılara dikkat etmede zorluk ya da okul, iş ve diğer etkinliklerde dikkatsizce hatalar yaptığını belirten Görker, dikkat gerektiren görevlerde ya da işlerde dikkati sürdürme güçlüğü yaşandığını da söyledi. Görker, "Birisi ile yüz yüze konuşurken dinlemede güçlük çekmek, okul ödevleri ya da iş yerinde verilen görevleri bitirmekte zorlanma, verilen yönergeleri izlemekte zorluk çekmek, uzun zihinsel çabalar gerektiren işlerden kaçınma, bu işlerden hoşlanmama ya da bu işlere karşı isteksizlik, dikkat eksikliğinin diğer belirtileri olarak ortaya çıkıyor" dedi.

            Aşırı hareketlilikle ortaya çıkan hiperaktivitenin de dikkat eksiliği gibi birçok sorun ortaya çıkardığını söyleyen Görker, belirtilerin en az 6 ay ve 7 yaşından önce görülmesi gerektiğini söyledi. Hiperaktivitenin, dikkatsizliğin önde geldiği tip, aşırı hareketliliğin önde geldiği tip ve bileşik tip olarak alt tiplere ayrıldığını ifade eden Görker, görülen diğer belirtileri de şöyle sıraladı: "Öğrenme güçlüğü, unutkanlık, zamanlama ve planlamada yaşanan zorluklar, sakarlık ve kazalar, uyku sorunları, ebeveynler ile ilişkilerde yaşanan zorluklar hiperaktivitenin diğer belirtileri olarak ortaya çıkar. Erkek çocuklarda daha sık olarak görülen hiperaktivite, yüzde 5 -10 oranında okul çağında, yüzde 4 oranında da erişkinlerde görülür. Merkez sinir sisteminin dopaminerjik aktivitesinde bozulma, gebelikte madde kullanımı, hipertansiyon, strese maruz kalma, doğumda travmaya maruz kalma ve erken gebelikte oluşan infeksiyonlar da hiperaktivitenin belirtileri olarak ortaya çıkar. Hiperaktivite, ilaç tedavisi ve eğitsel yaklaşımlar ile tedavi edilebilir. 8 haftalık bir aile eğitimi uygulanır. Aileye davranış ve sorunlarının tanıtılması ve oluşma nedenleri konusunda bilgi verilir. Özel zaman uygulaması yapılır. Çocuğun olumlu davranışlarına ilgi gösterilerek uyumunun artırılması sağlanır. Puan sistemi ve ceza zamanı uygulaması yapılır, genel olarak uygulama gözden geçirilir."

            KAYNAK: Haber Vakti Sitesi


04_ASYA’NIN DOĞUSU’NDAN BATISINA EĞİTİM ALANINDAKİ SİSTEM YANLIŞLIĞI! 17.10.2008


ASYA’NIN DOĞUSU’NDAN BATISINA EĞİTİM ALANINDAKİ SİSTEM YANLIŞLIĞI!



ASYA’NIN DOĞUSU’NDAN BATISINA EĞİTİM ALANINDAKİ SİSTEM YANLIŞLIĞI!

Dünya’da farklı dinler olduğundan ve herkes bir başka dinin buyruklarına zorla inanma mecburiyeti olmamakla beraber, atasözleri uluslar arası ortak kültürel değerlerdir. Birçok insanın tecrübeleriyle anlaşılmış ve kabul edilmiş tespitlerdir.
         Bir atasözünde “Oğlunu seven hocaya vermez; kızını seven kocaya vermez!” deniyor. Buradaki esas maksat; yani çok nazlı büyütülen, her istediği yerine getirilmiş çocukların aileleri hocanın metoduna, hafif cezalarına karşı gelir ve kabul etmezse insan eğitilmez!” demektir ve bu günümüzde Amerika’dan Japonya’ya her yerde yaygın olumsuz bir adettir! Buna bir de semavi dinlerdeki ve güzel ahlaktaki ortak hükümlerin ve prensiplerin yerine getirilmeyişi eklenince yeryüzünde git gide insani ve ahlaki çöküntünün arttığına şahit olunmaktadır !
         Dünyadaki kötü bilinen veya zannedilen insanların yarısından çoğu bir zamanlar iyi insanlardı. İnsanoğlu tıpkı Tanrı’nın varlığına ve nimetlerine yaptığı nankörlüğü ve vefasızlığı birbirlerine de yaptığından artık iyi insanlar da birbirleriyle ilgilenmiyor ve iyilik yapmıyor! Hatta halk arasında yaygın şu söz ne kadar hazin ve ibret verici ! “Hiç düşmanım yok; çünkü kimseye iyilik yapmadım!” Buradan anlaşılan; iyilik yapılan kişiler iyiliğin değerini bilmediğinden, nankörlük gören kimseler daha beter düşman oluyor!
         Halkın öğretmen, imam gibi edebi nasihatler veren kimseleri çok gözlemesi ve en ufak hatalarda gıybet etmesi ve şikayet etmesi artık mesleği eğitim ve tebliğ olan kimseleri de inandığı doğruları anlatmak ve yaymaktan soğutmuştur! İnsanlar soru sorma, öneride bulunma, işin aslını öğrenme, dertlere ortak olup çözüm bulma yerine dedikodu ve şikayeti daha güzel ve kolay bulmaktadırlar!.. Bu yüzden insanlık artık materyalistleşmiş ve duygusuzlaşmıştır! Yani toplumlar kendi kendine bunu yapmıştır. Çoğu kimsenin gözünde diğer insanların markette satılan bir maldan belki daha az değeri vardır!
         İnsanlık nefs canavarlarını terleyerek ve yorularak uygun bir metotla terbiye etme yerine bazen de farkında olmadan bozuk televizyon programları, eğlenceler, yaygın batıl adetler ve benzerlerinin etkisiyle okşayarak onu azgınlaştırmış; ejderhanın alevleri her tarafa saçılmakta ve uykudan geç uyanmış gafiller onu durduramamaktadırlar ! İşte ana-babasını sokağa atanların, küçük menfaatler için korkunç cinayetler işleyenlerin, özgürlük ve saf sevgiye ulaştım zannederek birkaç erkeğin geçici hevesine hedef tahtası olmuş zavallı kızların ,bir zamanlar işledikleri sapıklık yani homoseksüellik yüzünden lanete uğrayıp yerin dibine batırılanların ve lezbiyenlerin binlerce örnek olayına şahit olunmaktadır. Ve büyük günah ve suçların çoğu; yalan, hile, sahtekarlık, zina, faiz, iftira, israf, ihanet, rüşvet, taraf tutma ve insan hakkı yemek vb.  zehirli sarmaşık gibi dünyada yaygınlaşmıştır!
         “Adalet ve ahlakın olmadığı yerde huzur ve gelişme olmaz!” Kısa süreli havai fişek gösterileri hayatı ve insanları sürekli aydınlatmaya yetmez!
         Tekrar eğitime dönersek; Dünyaca meşhur Japon filmi “Ölüm Oyunu” ndaki yaşlı Kitano Hoca’nın ve saf kalpli öğrencisi Noriko’nun rüyada aralarında geçen şu anı ve konuşmalarındaki püf noktaları keşfedelim;hem öğretmenler hem öğrenciler neden mutsuz ve başarısız, ortaya çıkar!
         “Bir nehir kenarında Kitano Hoca ile kız öğrenci Noriko dondurma yiyorlarken;
     (Kitano) Sen iyi misin?
     (Noriko) Ne ?
     (Kitano) Birileri bizi beraber görürlerse seni tuvalete kapatırlar!
     (Noriko) Bunu başkasına yaparlar.
     (Kitano) Sınıfın sıkıcı mı?
     (Noriko) Evet!
     (Kitano) Bunu nasıl söylersin?
     Sınıfa girdiğimde hepiniz bir çuval patates gibi gözüküyorsunuz. Birbirinize kötü davranıp kötü konuşuyorsunuz. Size nasıl yol gösterilir !? Bir öğrenciye dokunursan işinden olursun! Bir öğrenci bıçaklasa bile dokunamıyorsun!”
     (Noriko) Sana bir şey söyleyeceğim…
     (Kitano) Ne?
     Sana batırılan bıçak; aslında onu evimdeki masamda saklıyorum ! Aldığımda emin değildim ama şimdi bazı nedenlerden dolayı benim için önemli. Bizim sırrımız. Sadece bizim aramızda.
     (Kitano) Dinle Noriko!
     (Noriko) Evet.
     (Kitano) Sence bir yetişkin bu durumda bir çocuğa ne demeli?”
*       *       *       *       *
Filmi izleme fırsatı olmayacaklara kısa bir özetini sunayım. Gençleri terbiye edemeyen ve baş edemeyen gelecekteki o ülkenin hükümeti ve ordusu, izole edilmiş adada “ölüm oyunu” oynatıyorlar. Bu korkunç oyundan sadece iyi kalpli Noriko Nakagawa ve arkadaşı Shuya Nanahara sağ kurtuluyorlar!  
                   Bu “Kardelen Mesaj Grubu”nda da ara sıra yardım eden, mesajlar gönderen “morgul33f” takma adlı genç kız kardeş saf kalpli Noriko gibidir. O, manevi keşif yoluyla ve ruhani görevlilerin “Saliha” diye bildirmesiyle seçilmiştir. Bendeniz ara verdiğimde veya bu tebliğ görevini yerine getiremediğimde inşaallah o devam ettirecektir!
            Beşeri sistemler, sadece aklı ve bilimi rehber edinerek huzur ve başarıyı
bulacağını zannetti. Halbuki Kur’an’da Allah c.c., “Hak geldi, batıl yok oldu. Zaten batıl yok olmaya mahkumdur!” buyurmuştu. Ama insanlığın çoğu buna inanmadı. Ve ihtiyar yeryüzü hastalandı ve çöküşe geçti. Karanlık ve korkunç denizde boğulan insanların yardım isteyebileceği sadece bir varlık vardı. O da Yüce Yaratıcı Allah c.c. idi. Ama çoğu kimse azap ansızın başına gelene kadar gerçeği kabul etmek istemiyordu çünkü nefse zor geliyordu! Hani derler; “Gök gürlemeyince ‘Allah, Allah !’denmez!” Tipik insan karakteri!
         Türkiye’deki eğitim alanındaki büyük sorunlara gelince, şunlardır:
* Okullar ve sınıflar öğrencilere yetmiyor; ideal bir sınıftaki öğrenci sayısı 20’yi geçmemeli. Birebir ilgilenme, gürültünün azalması ve kontrol açısından böyle olmalı. Nüfusu ortalama 300-500 kişiden fazla, hatta 2000-3000 kişilik okulları yönetmek her açıdan problem oluşturuyor. Bunlar sabit bir varlık değil ki; hareket eden, konuşan, koşan, bağıran, kavga eden, hastalanan, sürekli ihtiyaçları olan devamlı bakım onarım isteyen bir topluluk, ancak yaşayan anlıyor!..
* 12-13 yaşından sonra erkek-kız karma eğitim olmamalı. Çünkü ergenlikten sonra eğitimden ziyade gençler hep flört, aşk, ihanet, paylaşamama, tartışma ,kavga yüzünden verimli öğrenimi yapamıyor. İşin içinde olmayanlar uzaktan bu dertleri algılamıyor.
* Öğrenci ve öğretmenlere rahat eğitim yapabilecekleri geniş sınıflar, yeterli dolaplar, geniş sıralar, televizyon-bilgisayar gibi araçlar sağlanmalı! Tüm ülkedeki sınıfların yarısı bile bu imkânlara sahip değildir!
* Dünya basınından anlaşıldığına göre; Amerika’dan Japonya’ya her yerde eğlence programlarının, reklâmların, maddi refah düzeyinin verdiği şımarıklığın, gizli zehirli maddelerin etkisiyle ve benzeri etkenlerle saygısızlık, dinlememezlik, hatta hakaret, alay vb. kötü huylar yaygınlaşmıştır. Huzuru sağlamak için disiplin kuralları ile cezaları etki etmemektedir ve yetersizdir !
* Ve en önemli ahlaki olumsuz etkilerden biri de eğitimcilerin, din adamlarının yeterli iltifat ve destek görmeyişleri, hep dedikodu ve şikayet edilmeleri insanları birbirinden soğutmakta sadece maaş için çalışan sessiz robotlar haline getirmektedir! 10 yıldan fazla bir zaman boyunca ne kendimin ne bir arkadaşımın “dürüst ve özverili çalışması” na karşılık bir veliden bırakın 3-5 sefer taltif görmeyi, özel bir iltifat veya hediye alan yok denecek kadar az olmuştur! Sonuç olarak insanlık kötüye gitmektedir. Acil önlemler alınması gereklidir!
* Birçok yerde uzun yıllar çalışmış biri olarak, diğer kurumlarda olduğu gibi askeri birliklerde, okullarda , hastanelerde, hatta esnaf ve sanatkarların bile iş yaparken sınıf farkı gözettiklerine şahit olduk ! Aynı iş, aynı ücret olduğu halde birçok usta, zengin mahallesine malzemenin iyisini, kalfanın iyisini gönderirken, kenar mahalleye kötü malzeme, acemi çırak gönderiyor! Bunları yaşaya yaşaya insanlığın çoğundan nefret ettik!.. Çok az istisnalar hariç kurum idarecileri tarafından personele büro, sınıf, oda, işçi, memur, öğrenci, malzeme veya imkan dağıtımında zenginlik, mevki, cinsiyet, yandaşlık-partizanlık gibi çağlar boyu revaçta olan özelliklere göre hâlâ taraftarlık yapılıyor! Ve bazı haksızlıklar birkaç kişi tarafından açıklandığında birbirlerine menfaat, şöhret, mevki vb. bağlarla bağlı olan kurumların yönetim kurulu üyeleri hiçbir mazlum talebini dikkate almak istemiyorlar! Gerçekler Allah’ın hikmetiyle silsile yoluyla nasıl insanlığa ulaşıyor…Bir zamanlar, bir öğretmen arkadaşın şahit olduğu zalim politika olayı sizi uyandıracak. “Arkadaş, bir milli eğitim müdürlüğünde ziyarette iken oturuyorlarmış. Atama bölümünde yeni göreve başlayan şube müdürü göreviyle ilgilenirken, eski atama görevlisi gelerek, “Hocam bu işler şöyle; (il dışından) tayin olup geleni 1 hafta beklet, arayan soran yoksa ver “uzak” ilçeye! O büroda oturan arkadaş ta o sırada “uzak” ilçeye önceden tayin olup orada çalışan biriymiş! Ne kadar zâlimce bir bakış açısı değil mi? İşte sözde müslüman Türkiye’nin hali! Arkasında general veya mafya olana hürmet, garibe, mazluma “uzak” ilçeye sürgün!
Bu yüzden (bir arkadaşın manevi keşfine göre) 3. Dünya Savaşı Türkiye’ye karşı füzelerle yapılırsa ve Dünya’nın da üçte ikisi ölecekse hiç şaşırmıyorum!  Herkes hak ettiğini bulacak! “Yanlış hesap Bağdat’tan geri dönecek!”Duvarlar arkasında gariplerin, mazlumların hakkını yiyenler çarpılacak! İnsan, hayat aynasına nasıl bakarsa, öyle bir karşılık görecek!
                  
KORKUNÇ NOT !!!!!
·         Dünya’da yalanın, hilenin, sahtekârlığın en çok olduğu ülkelerden biri olan,
·         İsrafın en çok görüldüğü ilk sıralardaki ülkelerden biri olan,
·         Dünya’da şans oyunu en çok oynanan ilk 5 ülkeden biri olan,
·         Alkollü içki tüketiminde ilk sıralarda yer alan,
·         Kuralları umursamamak ve aptalca hırs yüzünden Dünya’da en çok trafik kazalarının yaşandığı ve insanların, malların dehşet içinde parçalandığı ilk sıralardaki ülkelerden biri olan,
·         Dindarların, vatanperverlerin, gariplerin, normal işçi ve memurların çoğunun haksızlığa uğradığında haklarını alamadığı lanetlenmiş ülke olan,
·         Faizle para alıp vermelerin, faizli alışverişlerin ekmek-peynir alışverişi gibi yapıldığı bir ülke olan,
·         Fiili zina, televizyon, internet yoluyla fuhşun bolca yapıldığı bir ülke olan,
·         Resmi kurumlar veya özel firmalarda işler, mallar, imkanlar paylaşılırken zenginlerin, kadınların (özellikle güzellerin) ve aynı gruptan olan yandaşların tarafının tutulduğu ve kayırıldığı bir ülke olan,
·         Zekat, sadaka, iyilik gibi insani erdemli işlerin kaybolduğu bir ülke olan,
·         Bazıları tarihi kahramanlık türküleriyle avunurken veya havuz başında âlem yaparken, garip, zavallı, saf kalpli mazlum askerlerin ateş altında ölüme terk edildiği, satranç tahtasındaki piyon gibi harcandığı bir ülke olan TÜRKİYE CADILAR BAYRAMI OLAN 3. DÜNYA SAVAŞI’NA HAZIR OLSUN !!!!!
·         Çocuk oyunu oynar gibi bir hâlim mi var Dünyalılar !? Bazen bendeniz bile aklımdan geçen düşüncelere ve sezgilere hayret ediyorum; geçenlerde aklımdan ünlü korku filmindeki (Child’s Play)  “Bebek Chucky” geçti. “Acaba gerçekte de öyle konuşur mu, nasıl hissedilir?...” gibi. Kısa süre sonra Amerika’dan bir haber geldi (13.10.2008); A.B.D.’deki Mattel Firması’nın ürettiği Coo Bebekler, “Işık İslam’da (Islam is the Light) diyorlarmış! Ve hemen Amerika’da bebeklerin satışı yasaklanmış ve toplattırılmış!  Acaba sizce korkunç ve anormal olan içine kötü ruh girmiş olan film kahramanı kâtil “Bebek Chucky” mi, “İslam Işıktır!” diyen “Coo Bebekler” mi yoksa böyle söyleyen bebekleri “Skandal” olarak görüp korkan ve ortadan kaldıran insanlar mı !?... Hadi muhtemel programcı değişikliği değil de ruhâni varlıklar gerçekten onlara öyle söylettilerse !...Allah c.c., ne güzel dost, ne güzel yardımcıdır !
Amerika’daki Coo Bebekler, “Şeytan Kraldır” demekle, ABD, Şeytani yoldadır, en büyük ülke karanlıktadır; bu nedenle ABD gelecek yıllarda Tufan Felaketine rastlamadan önce ancak İslam aydınlatır !” demek istemektedir !...En doğrusunu Allah bilir !

KAYNAKLAR: 1-
2- www.ozturkler.com ; 16.10.2008