Eylül 2006
GERÇEK ÖĞRETMENLERİM
(Konu:Öğrenmeye,Okumaya Meraklı Olmak
ve Ömür Boyu Süren Öğrenim)
Mâneviyat büyüklerinden Hasan Basri ölüm
döşeğinde yatarken, ziyaretine gelen dostlarından birisi ona sordu:
“Ey üstad, senin öğretmenin kimdi? Sana
kimler ders verdi?”
Hasan Basri bu soruya önce gülümsedi,
sonra da şu cevabı verdi:
Benim yüzlerce, binlerce öğretmenim
oldu. İsimlerini tek tek saymam günler, hatta haftalar alır. Hem buna vaktim de
yok. Ama benim üç öğretmenim oldu ki, sana onları anlatacağım.
Bu öğretmenlerden ilki bir hırsızdı! Bir
keresinde, çölde kaybolmuştum. Nihayet bir köye ulaştığımda vakit o kadar geç
olmuştu ki, her yer kapanmıştı. Bir ara, gece karanlığında bir adam gördüm; bir
evin duvarını delmeye çalışıyordu. Yanına yaklaşıp nerede kalabileceğimi
sordum. Adam:
“Gecenin bu vaktinde kalacak yer bulman
çok zor, ama istersen benim gibi bir hırsızla kalabilirsin.” dedi
O gece çaresizlikten o adamın yanında
kaldım. Ama daha sonraki günler de! Tam bir ay! Adamın bazı davranışları o kadar
güzeldi ki, beni kendine bağladı. Her gece:
“Ben şimdi işe gidiyorum. Sen dinlen ve
ibadet et” derdi. Döndüğünde:
“Bir şey bulabildin mi? diye sorardım ve
o da:
“Bu gece değil, ama yarın yine
deneyeceğim inşallah” derdi. Onu hiç ümitsizlik içinde görmedim, hep neşeliydi.
Ben daha sonraki yıllarımı hep dualarla
ve zikirlerle geçirdim; ama hayatımda hiçbir şeyin değişmediğini görüp öylesine
derin bir ümitsizliğe ve karamsarlığa düştüm ki, bazen her şeyi bırakıp kaçmak
istedim. İşte öyle zamanlarda hep
hırsızın her gece söylediği o söz bana ışık tuttu.
“Bugün yapamadım, ama yarın inşallah!”
İkinci öğretmenim bir köpekti. Bir gün,
susamış halde bir nehre doğru yürüyordum. O sırada nehrin kenarına bir köpek
geldi. O da susamıştı. Nehre başını uzattığında suyun üzerinde kendi
yansımasını gördü ve onu başka bir köpek sanıp korktu. Havlayarak oradan
uzaklaştı; fakat susuzluğu o kadar fazlaydı ki nehre geri döndü. Sonunda
korkusunu yenip suyun içine atladı. Oradaki köpek görüntüsü artık kaybolmuştu.
Bu, Rabbimden bana gönderilmiş bir işaretti: İnsanın bütün korkularına rağmen
rahmet denizine dalması gerekirdi.
Üçüncü öğretmenim ise küçük bir çocuktu.
Bir şehre gitmiştim. Sokakta o çocuğun yanmakta olan bir kandil taşıdığını
gördüm. Kandili camiye götürüyordu.
“Kandili kendin mi yaktın?” diye sordum
çocuğa.
“Evet, efendim” dedi. Ona yine sordum:
“Kandilin henüz yanmamış olduğu bir an
vardı, sonra yandığı bir an geldi. O halde bana ışığın nerden geldiğini
gösterebilir misin?”
Çocuk güldü ve üfleyerek kandili
söndürdü ve şöyle dedi:
“Işığın gittiğini gördünüz değil mi?
Peki nereye gitti, bana söyler misiniz?”
Gururum kırılmıştı, bütün bilgim param
parça olmuştu. O zaman ne kadar cahil olduğumu anladım ve bütün bilgiçliğimi
bir tarafa bıraktım.
Evet,
herkesin anladığı anlamda bir öğretmenim olmadı, doğru. Ama bu benim bir
öğrenci olmadığım anlamına gelmez. Ben bütün evreni ve içindeki olayları bir
öğretmen olarak gördüm. Hiç öğretmenim olmadı, çünkü milyonlarca öğretmenim
oldu. Her şeyden bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Öğrenci olmak hep yol kat etmek
demektir. Öğrenci olmak öğrenebilmek demektir. Ve ben bütün hayatım boyunca
öğrenmeyi hiç bırakmadım.
KAYNAK:
Bilgelik Öyküleri;
Murat Çiftkaya;
Timaş yayınları; İstanbul 2002

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder